GÜÇ VE ADALET
Kubilay Büber

Kubilay Büber

GÜÇ VE ADALET

30 Temmuz 2019 - 23:19

 Bin yıllar önce;
 ilk insanlar döneminde mülkiyet kavramı yoktu.
İnsanlar arasında da bu nedenle çekişmeler yoktu.
En güzel değer;  kişinin bedensel gücüyle çalışmasıyla elde ettiği beslenme değerleriydi.
Haso,  bulunduğu bir toprak parçasının etrafını çevirip “burası benim” dediğinde ilk mülkiyet kavramı;  bir başkası “burası da benim” deyince insanlar arasında çekişmeler başladı.
 
O dönemde adaleti belirleyen de;  kişilerin bedensel güçleri oluyordu tabii ki…                                                 “Adalet” kavramı kişilerin bedensel gücü karşısında “daha az güçlü” ya da “güçsüz” olanların bir araya gelip birleşerek güçlüye karşı direnmeye başlamalarıyla şekil kazanmaya başladı.
Çünkü haksızlığın karşısında olmak gerekmişti artık. 
 
Böylece değişik evrimlerle  insanlığın aldığı yeni biçimler,  düşünce ve fikirlerin de artık tartışılır hale gelmesiyle sürüp gelen yaşam günümüzde bambaşka bir şekil almış gibi görünse de;  ilkel yaşamdaki mantığa dönüşmüş gibi düşünülebilir mi acaba?
Şimdi;  biraz da buna değinelim isterseniz.
 
Günümüzde güç, güçlü ve adalet üzerinde çok şey söylenebilir bir halde iken,  ne yazık ki “güçlü adalet”  mi “adaletin gücü” mü “gücün adaleti” mi “güçlünün adaleti” mi kavramları artık yaşamımızın en çok tartışılanı oldu. 
Güçlü bir adalet her zaman istenilen olmasına rağmen, gücün ve güçlünün adaletinin hükümranlığı çağdaş dünyada, birçok yerde amansız bir şekilde sürdürülmekte olduğunu görüyoruz.  Hukuk ve hak kavramlarının ne denli zedelendiğine  tanık oldukça,  insanların adeta ruh sağlığı bile bozulur oldu. Oysa istenilen hakkın her zaman tecelli etmesidir.
Ne yazık ki güçlü adaleti belirlediğindendir ki;
adalet gücü ve güçlüyü,  yani haklı olanı belirleyemez oldu.
 
Bu noktada yetersiz ve etkili olmayan hukuk düzenlerinin sağladığı olanakları elinde tutan güçlüler adaleti maşa gibi kullanmaya başladı.
İlkel toplumlarda tek güç,  bedensel güçtü diye yazmıştım. Ama günümüz toplumlar da güç de şekil değiştirerek,  beyin gücü, ekonomik güç ve insan gücü olarak farklı versiyonlarla karşımızda duruyor.
İnsan gücünden kastım, sadece bedensel güç değil,  kalabalık insanlardan oluşan topluluk gücü. Bu üç güç türünden biri ya da birkaçı hatta bazen tümü bir arada bir ya da birkaç kişide birleşebiliyor.
 
İşte bu noktada oluşan bu güç ne yazık ki adaleti belirleyen oluyor.
İşte ilkel toplumlara geri gittiğimizin en somut hali.   İnsan yaşamı boyunca insanlık adına iyiyi, doğruyu ve güzel olanı üretmediği sürece evrimleştiğini ve çağdaşlaştığını asla aklına bile getirmemeli bence.
Gücü elinde tutan otorite var olan gücünü insanlığın gelişmesi, yaşamsal değerlerin kutsanmasının yanısıra, hak ve hukuku tesis etmek istediğinde adalet kavramı da buna bağlı olarak kendiliğinden bütün değerleriyle şekillenecektir. Ama o otorite var olan gücü sadece kendisi ve yandaşları için kullandığında oluşan yapı  totaliterizmdir.  Totaliterizm ise adaleti adeta zehirler ve giderek yok eder.
 
Adaletsizlikten en çok da yönetilenler zarar görür.
Bir gün adaletsizliğe karşı birleşirler. Bu birleşme aynı zamanda totaliter yönetime karşı bir direniş amaçlıdır. Direniş başlar ve toplumun en büyük katmanını oluşturan bu topluluk bir gün gelir o totaliter rejimi yıkar. İşte devrim budur. Bu uğurda canlar verilir,  bazı hayatlar biter ama insanlığın en büyük değeri olan adalet kavramının yeniden tesisi için yeni bir fırsattır.
Adaletin gücü güçlünün adaletinin yerini aldığında toplumda huzurlu bir dinginlik sağlanır.           Düşüncem o ki en güçlü adalet devrimci bir mücadele ile oluşturulan adalettir.
Demek istediğim de şu ki adalet için devrimci bir mücadele gerekir.                        
Esen kalın sevgili okurlar.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum