MENFAAT UMAN FETO'YA KOŞTU

MENFAAT UMAN FETO'YA KOŞTU

MENFAAT UMAN FETO'YA KOŞTU
01 Ağustos 2019 - 10:18

  
 
KARARGAHLARI İZMİR
 
Bu örgütün kurulduğu veya gelişmeye başladığı yer; İzmir’dir… Örgütün temelleri aslında  küçük küçük mahalle grupları ile atılmıştır. Feto’nun örgütlenme niyetinin başladığı yıl, 1966’dır… 60’ın son yıllarında  Yeni Asya Grubu içerisinde yer alan, orada palazlanan 1970 yılında da Kestanepazarı Kur’an kursuna görevli olarak gelen Fethullah Gülen, yapılanmaya esasen burada başlamıştı.
 
Günler, aylar boyunca teyp kasetleri dolduruyor, vaazler yazıyor, Cumhuriyet karşıtı fikirlerini dozunu artırarak, özellikle de 13-18 yaşındaki gençleri kendi tarafına çekmeye çalışıyordu. Fethullah Gülen’in ilk söylemleri de halen olduğu gibi laikliği dinsizlik olarak gösteriyor, lanse ediyor ve şeriat üzerinde duruyordu.
Şeriat güzel ve en iyi yönetim şekliydi ona göre. Türkiye, Osmanlı’yı yıkmış, yeni bir devlet kurmuştu ama, bu devlet laikti… Din elden gidiyordu ve Müslümanlar bu gidişe dur demeliydiler.
Olması  gereken, Türkiye’nin islam kimliğinden çıkmaması, şeriatla yönetilmesiydi. Yoksa dinsiz nesiller yetişecek, Müslümanlar büyük sıkıntılar çekecekti. Dinsiz akımın başını da Atatürkçülük çekiyordu. Kemalizm bu topluma unutturulmalıydı…  Yavaş yavaş, doz doz Kemalizm, laiklik konularında halka bu fikirlerin yayılması gerekiyordu.
 
Bu zehirli düşüncelere ilk katılanlar Nur cemaatleri oldu.  Bir başka adıyla Risale-i Nur hareketi, Said Nursi cemaatinin topluluğu idi ve  bu gün FETÖ terör örgütünün alt yapısını oluşturdular. Daha başka tarikatların ve cemaatlerin katılımı ile topluluğun büyüme  trendine girmesi bu yıllara rastlar…  Parasal açıdan güçlenmeye başlamışlar, aslında İzmir’de hiç de az olmayan dinci görüşlerin dikkatlerini v e hayranlıklarını kazanmayı başarmışlardı.
 
İzmir her ne kadar modern bir yapıya sahip ise de; çok sayıda dindar barındıran bir şehirdi. Gizli bir örgütlenme zaten vardı.  Nur cemaatleri, İzmir’in ilçelerinde ve semtlerinde zaten örgütlü idi.  Yönettiği ciddi bir topluluk vardı.
Nur Cemaatinin sempatisini kazanarak,  ismi artık ünlenmeye başlayan Fetullah Gülen, Buca, Yamanlar, İkiçeşmelik, Eşrefpaşa, Hisarönü ve Kemeraltı esnafları, Bornova, Şemikler, Çiğli, Gültepe gibi semtlerden artık müritler ve gruplar  edinmeye başlamıştı. Özellikle ilk etapta, orta halli esnaflar bu örgüte büyük katkı verdiler. 
Sonra Karabağlar, Karşıyaka, Menemen, Yamanlar derken ilçelere yayıldılar.  Sofu ve hurafeci cahil işadamlarının devreye girmesi ile zenginlik arttı. İlk etapta örgüte katılan işadamları genellikle, babadan atadan kalma zenginlikleri kullanan, cahil kişilerden oluşuyordu.
Parasal güç; oluşan kalabalık, yeni bir ihtiyacı meydana çıkarmıştı… “Propaganda gücü”
Fethullah Gülen gibi, ülkenin can damarlarını ele geçirmeyi uman Nur cemaatlerinin katkısı ile 1978 yılında Sızıntı Dergisi kuruldu…
Tecrübeli ressamların çizdiği cennet kapaklarıyla bu dergi, kısa zamanda benimsendi, Fethullahçıların ana yayın organı oldu.
Artık daha güçlülerdi…
Gizli toplantılar yapılıyor, hedefler amaçlar ortaya konuyor,  sırlar palazlanıyor ve büyümeye devam ediyorlardı. Yavaş yavaş toplantı  grupları çoğalmaya başladı. İşadamları ile ayrı toplantılar, kullanılacak cahil müritlerle ayrı toplantılar, okuyan ve bilgili gençler ile ayrı toplantılar, kadınlar ile ayrı, kızlar ile ayrı toplantılar gerçekleştiriliyor ve hepsine farklı konuşmalar yapılıyordu.
 
Bu toplantılarda  kullanılacak kişilere göre değişik konular  işleniyordu.
Müritler işadamları daha çok  para kazanmaya yönlendiriliyorlardı. Ellerinde ciddi bir kalabalık vardı. Bu kalabalık toplum, sadece kendilerinden olanlara yönlendiriliyor, alışveriş şirketleri, esnafları ayrılmaya başlanıyordu.
İşsiz gençler veya işe ihtiyacı olan her yaşta müritler, daha çok kazanan işadamlarına yönlendiriliyor, fakir çocukların okul ihtiyaçlarının karşılanması için kasalar kuruluyor, çiftler birbirleriyle evlendiriliyor, dullara bekarlara çöpçatanlık faaliyetleri ile yardımlar sağlanıyordu.
 
Fethullah Gülen aslında “su” gibiydi… İçine girdiğiher kalıbın  kabın şekline hemen alıyordu.
1980 öncesinde, askerlerin Cumhuriyeti ve laikliği hedef alan faaliyetlere karşı takındığı sert tutum, sözde hocayı korkutmuş, yıllarca yerden yere vurduğu orduyu övmeye başlamıştı.
 
Sızıntı Dergisi’nin Haziran 1979 tarihli sayısında yer alan “Asker” adlı başyazısı ortama ayak uydurmanın tam bir göstergesidir.
 “Onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa onda mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçilmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve onu tutan sancağa binlerce selam”  diyordu şeriatçı Fethullah Hoca…
1980 darbesinin ardından da, askeri yağlayıp ballayan yazılar sürdü… Ekim 1980 tarihli sayısında kaleme aldığı “Son Karakol” başlıklı yazısını da; sözde hoca,  “Ümidimizin tükendiği yerde Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz” diyordu…
 
Ama kafasındaki en büyük düşman, en çok korktuğu unsur, Türk Ordusu’nun laik, Cumhuriyetçi, Atatürkçü yapısıydı. Müritlerine bu yıllarda “Trene bindik, ineceğimiz güne kadar trene zarar veremeyiz. Varacağımız yere varmadan inemeyiz” diyerek, “Maksat için her şeyin mübah olduğunu anlatıyordu. Yalan söylemek, iftira atmak, kumpas kurmak, hatta içki içmek bile sevaptı sözde davanın başarısı için.
 
Örgüt, 1990 lı yılların başında yurt dışına açılmaya başlamıştı bile… Dünya genelinde tam 160 ülkeye faaliyetlerini yaymışlar, bazı gençleri bu faaliyetler doğrultusunda yurt dışına göndermişlerdi. Bu yurt dışı göndermeleri cazibesi dilden dile yayılmış, örgüt daha çok genci, daha çok ebeveyni, bünyesine almıştı.
 
FETÖ/PDY'nin Amacı: 1970'li yıllardan günümüze kadar uygulamış olduğu örgütlenme yöntemleri, taktik ve stratejiler bütüncül bir bakış açısıyla incelendiğinde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kuruluş yıllarından itibaren toplumun dini duygularını istismar etmeye yönelik çalıştığı raporlanmıştır.
 
 “Himmet” adı altında topladığı maddi kaynaklar ile yurt içi ve yurt dışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseselerinde kendi amaç ve ilkeleri doğrultusunda gençler yetiştiriyordu. Bu gençlere misyon aşılıyordu. Bu misyon Türkiye Cumhuriyetini yıkmak, kamunun her kesimini ele geçirmekti.
 
Özetle insan kaynağını, ekonomik ve siyasi gücünü, örgüt ideolojisi doğrultusunda kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasal kurumlarında (yasama, yürütme, yargı erklerini) kadrolaşmayı ve aynı zamanda uluslararası platformlarda da etkin bir güç haline gelmeyi hedeflediği resmi raporlarda da açıkça yazılmıştır.
 
Bu kapsamda örgütün; tabanında bulunan insanların dini duygularını kullanarak kaynak ve meşruiyet devşirmeye  çalışılmaktaydı.
Ööğrenci seçme ekipleri oluşturulmuştu. Fakirler, çok zeki çocuklar, toplanıyordu.
Köy ve semtlerden topladığı gençleri, bünyesindeki vakıf, ışık evleri, okul ve dershaneleri marifetiyle ideolojisi doğrultusunda yetiştirerek insan gücü elde ediyorlardı.
Devlet modeline paralel bir örgütlenme ile gizlice başta siyaset, mülkiye, adliye, askeriye ve emniyet olmak üzere devletin tüm kılcal damarlarına sızdığı, yurt, okul, dershane ve ışık evlerinde, beyin yıkama metotları ile sorgulamayan, düşünmeyen, mutlak itaati esas alan yapıya bağlı insan tipi yetiştiriyorlardı.
 Dinler arası diyalog adı altında, diğer dinlerin temsilcileri ile görüşerek, kendisini İslam adına muhatap göstermeye çalıştığı, şirket birlikleri ve konfederasyonlar kurarak kendisine bağlı bir zenginler kulübü oluşturmaya ve böylelikle ulusal ve uluslararası ticarette söz sahibi olmaya çalışıyorlardı.
 
ÖSS, YDS, DGS, ALES, YÖS, ÜDS, KPDS, TUS, KPSS, askeri okullara giriş sınavı, polislik sınavı, hâkim adaylığı sınavı başta olmak üzere birçok sınav sorularını hukuka aykırı yollarla ele geçirebilecek güce ulaşmışlardı.
Çünkü, artık,  kendi mensuplarını eğitim kurumlarına veya kamu kurumlarına yerleştirilmesini sağlıyorlar, ürettikleri  sahte belge ve delillerle, örgüt mensubu olmayan kişiler hakkında adli ve idari soruşturmalar açılmasını sağlıyorlar, bu kişilerin haksız şekilde Devlet kadrolarından tasfiye edilerek yerlerine kendi örgüt elemanlarını yerleştiriyorlardı. Siyasi iktidarlar ise bu faaliyetlere adeta gözlerini yummuşlardı. Hatta Fethullah Gülen, siyasi parti liderleriyle görüşüyor, pazarlıklar ediyor, milletvekilleriyle dostluklar kuruyor, örgütün içine siyasileri de rahatlıkla katıyordu.
 
 
Örgütün Sosyo-Kültürel ve Zihinsel Yapısı:
Örgüte üyelik için kesin bir kriter yoktu.  Türk, kürt, laz, çerkez, ermeni, sünni, alevi hatta yapıya uzak gibi duran gruplardan, ateist ya da Yahudi, Hristiyan dinlerine inananlardan da paralel yapılanma içerisinde yer alanlar bulunmaktaydı.
Bir başka ifade ile FETÖ/PDY’ye üyelik için dindar olmak veya inançlı olmak şartı aranmadığı gibi Müslüman olmak da gerekli değildi.  Bu örgütün içerisinde her türlü suça bulaşmış, alkol müptelası, kumarbaz, hırsız, tefeci, rüşvetçi kişiler de vardı.  Ancak örgüt anlayışında, dini vecibelerin yerine getirilmesi veya Kur'anın yasakladığı eylemlerden kaçınmaktan ziyade, "para" öncelik arz ettiğinden, himmetini veren kişinin işlediği suçun veya günahın bir önemi yoktu.
Kişilerin Türkiye Cumhuriyetine düşman olmaları veya kafalarında soru işaretleri olması, Atatürk’ü ve Cumhuriyeti sevmemeleri yeterliydi.
 
YARIN:
İMAMLAR, AĞABEYLER, HİYEYARYİK YAPI…
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum