HAYDİ ANLATIN BAKALIM!

HAYDİ ANLATIN BAKALIM!

HAYDİ ANLATIN BAKALIM!
17 Ocak 2021 - 21:43

Tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyerek rant elde eden muhteremlerin, sırf bunları yazdığımız için bize kurdukları kumpas davalarını, her türlü hukuk skandalına rağmen, kazanmayı başardık.  Bize yapmadıkları kalmadı…  Denemedikleri hile, başvurmadıkları yalan bırakmadılar…
Kimdi bunlar?
Biri sizlere büyük işadamı diye lanse edilen eskinin ilaç pazarlama elemanı, Mesut Sancak,  diğeri Yeni Asır’ın bir zamanlar sayfalarını süsleyen yarı çıplak genç kızların plaj plaj gezerek fotoğraflarını çeken Erol Yaraş… Şimdi ona da duayen gazeteci diyorlar… Yıllarca aynı çatı altında çalıştık ama ben bir tane gazetecilik yetisi gerektiren haberini hatırlamıyorum. Üstelik yazı yazmasını bilmediği için, mecburen onun yazılarını başta Ender Coşkun ve ben  yazardık… Yazı yazma kabiliyeti sıfırdı ama, Allah var genç kızların plajlarda fotoğraflarını iyi yakalardı…  
Bu muhteremler hacı hacıyı Mekke’de bulur misali buluşup, birleşip, aralarına bazı adamları da alıp bize karşı savaş başlattılar. Çünkü biz onlar için tehlikeliydik… Para istemiyorduk, ilanla işimiz yoktu… Aracıları dinlemiyorduk. Her şeyden önemlisi, korkmuyorduk. Daha da önemlisi, gerçek  gazeteciydik!
 
Bunların  kumpaslarını ve nasıl rezil olduklarını sizlere anlattım… Bu hengamede çok eğilemediğimiz bir konu kaldı geriye… Bunların FETÖ ilişkileri…
Erol Yaraş isimli arkadaş, Fethullah Gülen denilen alçak adamın, (Bunu 1987 yılından buyana söylüyorum) ilk darbe girişimi olan 7 Şubat MİT kalkışmasının ardından, İzmir’den birkaç gazeteci ile birlikte Pensilvanya’ya çağırıldı…
Kimdi o gazeteciler?
Hamdi Türkmen… Erol Yaraş… Ünal Ersözlü… Şebnem Bursalı…  Deniz Sipahi… Vahit Yazgan… Bülent Zarif… Ufuk Türkyılmaz…
Melanet Yuvası Yamanlar Koleji’nin parasıyla, 7 Şubat Mit Kalkışmasının ardından Mart ayında gittiler… Fethullah Gülen denilen alçağın karşısında yalın ayak, ihtiram duruşunda bulundular. Ünal Ersözlü denilen eski sözde devrimci, ağlayarak bu salak adamın ellerine yapışıp, defalarca öpmüş…
Bu gezinin niçin yapıldığını sorguladık… Önce hepsi gittiklerini inkar ettiler… Ender Coşkun ne yaptı, ne etti, şahane bir operasyonla şimdi basında dolaşan fotoğraflara ulaştı.  FETÖ Turizm yolcuları bu fotoğrafı yayınladıktan sonra inkar işini bıraktılar. Önce “size ne yahu?” tavrındaydılar… Israrla yazma devam ettik…  Hepsi sus pus oldu… Erol Yaraş hariç…
“Bu gazetecilerin liderinin o olduğunu” düşündük. Çünkü hiç biri Fethullah Gülen görüşmesi ile tek satır yazmamışlardı, susup saklanmışlardı. Erol Yaraş bize bu haberleri yapmamamız için rahmetli kayın pederi vasıtası ile ihtarlar çekmeye başladı. Öyle ki, iki günde bir ihtarname alıyorduk.
Ama neden yazmayacaktık ki? Bu adamın 1987 yılından beri Türkiye için ne büyük tehlike olduğunu yazan üç-beş gazeteciden biriydim. Bu arada Erol Yaraş’ın Fetö  vakıflarını öven, İzmirli işadamlarının onlarla çalışmaları halinde  çok paralar kazanacaklarına dair garanti veren yazıları yayınlanıyordu. Ama yine Fethullah Gülen ile yapılan gizli görüşmeden tek satır yoktu.  Sonra Afrika’ya da gittiklerini ortaya çıkardık. Orada Fetö okullarını denetlemişler! Sonra Erol Yaraş ve Hamdi Türkmen’in  Yamanlar Koleji’nin açılış kurdelesini keserken çekilmiş resimlerini bulup çıkarttık. Gururla poz vermişlerdi…
Ama ne alakaydı yani?
Gazetecilerin işi miydi, Yamanlar Koleji’nin açılış kurdelesini kesmek? Demek ki Fethullah Gülen’in değer verdiği hizmetkarlarındandı bunlar!
Fetö Vakıflarını öven yazılar, Fetöcü işadamlarıyla akçeli dostluklar, aniden zenginleşmeler… Bir şeyler oluyordu…  Ve 15 Temmuz’dan sonra Fetö iddianamesinde adı, Ahmet Küçükbay’a polisin operasyon yapacağını bildirmesi iddiası ile geçen Mesut Sancak ile Erol Yaraş dakikada birlik oldular… O sırada hacılar hacıları da Mekke’de bulmuşlardı…
Şu sözü bize yaşattılar:
Derviş dervişi tekkede, hacı hacıyı Mekke’de, eğri eğriyi dakkada (dakikada) bulur!
Erol Yaraş artık kayınpederinin avukatlık bürosu ile ilişiğini kesmiş, bizi Mesut Sancak’ın avukatlığını yapan Meryem Kocabaş’in hazırladığı evraklarla durdurmaya çalışıyordu.  Meryem Kocabaş’ın babası da hukukçuydu. Meryem Hanım’ın çevresi de pek genişti, iyi dostlukları vardı!
15 Temmuz’un ardından biz yine sormaya devam ettik… “Bu gazeteciler niçin Feto’nun ayağına kadar gittiler ama bir satır bile bu görüşmeyi yazmadılar?”
Tam da onların Feto’nun elini öptükleri sırada, İstanbul gazetecileri Fethullah Gülen ile röportaj yapabilmek için on takla atıyorlardı… 7 Şubat Mit kalkışmasını sormak için yanıp tutuşuyorlardı.  Her şeyi yazıp, alt alta sıralayıp topladığınız zaman bu gazetecilik faaliyeti olmuyordu…
Bir gün evime geldiğimde polis operasyonu ile gözaltına alındım.
Terör Savcısı A.Y, benim ve aynı haberleri yapan arkadaşım Ender Coşkun’un gözaltı emrini vermişti…  Doktor muayenesi, filan derken,  Terörle Mücadele’de Ender ile buluştuk.
Bizim terörle ne işimiz vardı ki?
Sonra öğrendik… Erol Yaraş ve Şebnem Bursalı bizi yazdığımız yazılardan dolayı şikayet etmişler…  Şikayet konusu, basın yoluyla hakaret bile olmayacak kadar basit. Sadece soruyoruz “Neden Fethullah Gülen’e gittiniz, neden tek satır yazmadınız?”
Orada sorduk:
“Yahu siz Erol Yaraş ve Şebnem Bursalı diye bizi yanlışlıkla almayasınız?”
Yanlış yokmuş… A.Y isimli savcı bizim alınmamızı istemiş…
Bize ayar çekip, gözdağı vermek istediğini hemen anladık. Orada verdiğim ifadelerde de söylediğim gibi, bu gözaltı bir FETÖ oyunuydu…
8 saat sorgulandık, şikayetçi Şebnem’in dilekçesini bir türlü göremedik ama, geniş geniş anlatımlar yaparak olayları açıkça kayıtlara geçirdik. Sonradan bu kayıtlar kayboldu ama, bizde vardı, dosyaya koyduk.  Bu dosya yıllarca kapanmadı… Savcı savcı gezdi… 
Biz gözaltından çıktıktan sonra gözaltı yapan savcı A.Y, Ender ile beni çay içmeye davet etti. Çünkü ona FETÖcü demiştik.  Bir savcı, gözaltına aldığı sorguladığı adamları niçin çağırsındı ki?
Gittik. Sırf meraktan…
Kendisinin Cumhuriyete bağlı bir savcı olduğunu söyleyip, aba altından sopa gösterdi.  Korkmadığımızı dillendirdik. Sonra da kendisini şikayet ettik.
Aynı savcı, Mesut Sancak’ın kurduğu kumpas davasında da karşımıza çıktı. Mesut Sancak üç gazeteci hakkında kendisine şantaj yaptıkları iddiasıyla şikayetçi olmuş… Savcı hemen harekete geçmiş… Konuyu geçtiğimiz yazıda okumuştunuz onun için detaylandırmıyorum.
Bu savcı şimdi savcı değil… Mahkeme hakimi… Yani hala adalet dağıtıyor!!!
Erol Yaraş artık bu işin gazetecilik faaliyeti olduğunu savunuyordu… Kendisine güveni  gelmişti… Savcı A.Y ve Mesut Sanc ak ile yalancı şahitleri sayesinde şantajcı yaftasını bizim boynumuza takmış, her yerde  BÖBÜRLENEREK BİZİ HAPİSLERE ATTIRACAĞINI SÖYLÜYORDU. Sık sık resimlerimizi basarak ŞANTAJ DAVASINDAN HABER VERİYORDU… Oysa mahkeme duruşmalara yayın yasağı koymuştu, bizim ısrarlarımıza rağmen yayın yasağı kaldırılmıyordu. Ama Erol Yaraş ve avenesi diledikleri gibi, bizi karalıyorlardı… Biz ise tek satır yazıp kendimizi anlatamıyorduk! Yazsak derhal ceza alacağız.
Yani adliyede bu kadar güçlüydüler.
Ve bir büyük skandal daha yaşandı. Bir savcı, bizim bunların gözaltından sonra Fetö ilişkilerini şikayet ettiğimiz bir dilekçeye, “Bu geziler gazetecilik faaliyetidir” diyerek takipsizlik kararı verdi.  Ama hangi delile dayalı bu karara vardı hiçbir zaman öğrenemedik.  Savcı A.Y başımıza bizi hukuksuz dinlemeden, iftiraya kadar bir çok iş açtı. Ama kimse bu arkadaşlara tek soru sormadı.
15 Temmuz’dan sonra Ahmet Küçükbay’ın Kanal 35 Televizyonunun kapatılması konusunda Erol Yaraş bir yazı yazdı ve bu kanalın kapatılmaması gerektiğini savundu…
Yani onların yaptıkları bu saçmalıkların tümü gazetecilik faaliyeti oldu ama,  Bank Asya’ya para yatıran, çocuklarını Yamanlara gönderen, bir çok insanın hayatı kaydı…
Cumhurbaşkanımızın “Fetö ile kim ilişkili ise lütfen herkes bildiğini söylesin” demesine rağmen…
 
İzmir Adliyesinde bu iş araştırılmalı. Fetö ilişkilerinin hat safhada olduğu ve aklımızın ucuna gelmeyecek insanların bu işlere bulaştığı biliniyor!
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum