DÜŞÜNDÜREN İLİŞKİLER

DÜŞÜNDÜREN İLİŞKİLER

DÜŞÜNDÜREN İLİŞKİLER
05 Ağustos 2019 - 17:48

FETÖ Terör örgütü yapılanmasında beş bölgeyi kapsayan sorumlular büyük rol oynadılar. Bölge imamlarına, şehir imamları, şehir imamlarına semt imamları , semt imamlarına da ışık evlerinin imamları bağlı olarak çalıştılar. Peki kimdi  bunlar?
Bunların büyük bir kısmı, gerçekten hurafelere, dini referanslara, mehdiliğe inanmayan, ama gelecekte bu örgütün kendilerine büyük bir refah ve iyi bir yaşam sağlayacağına emin olan kişilerdi. Bir çoklarının örgütle bağlarını kesinleştirdiklerinde yaşam tarzlarını baştan sona değiştirdikleri görülmüştür.
 Eşlerini, kızlarını kapatmaları, dini kurallara göre yaşam tarzlarını  bütünüyle değiştirmeleri toplum içinde hatta bazı yakın akrabaları tarafından bile garip karşılansa da, gelecekte vaat edilen getiriler için bu değişim elzemdi. Bazıları ise yaşamlarından hiç ödün vermeden yollarına devam ettiler. Onlar da sözüm ona  “dava” için her şeyi mubah sayanlar olduklarını söylüyorlardı.
Bunun yanı sıra kamuda (Bakanlıklar ve taşra teşkilatları, yerel yönetimler, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri, vb.) ve özel sektörde (Hukuk büroları, bilişim şirketleri, muhasebe firmaları vb.) faaliyet gösteren kurumlar için de örgüt tarafından imamlar  atandı.  
 
Sözde lider Fetullah GÜLEN’in 1999 yılı içerisinde ABD’ye gitmesinden sonra Türkiye’deki faaliyetlere ilişkin sorumluluk Türkiye  imamına geçti.
 Ülke içerisindeki faaliyetler ülke imamına bağlı olarak yürütülmekte ve yapılan faaliyetler kurye aracılığıyla ya da doğrudan irtibata geçilerek GÜLEN’e aktarılıp onayı isteniyordu. (Bu durumun sürdüğü yolunda ciddi endişeler yaşanıyor)
 
Özel hizmet birimi imamları, tayin heyeti, yargı imamı, medya imamları, Türkiye mütevelli heyeti, kıta imamları, bölge imamları ve akademik kadro imamları doğrudan Türkiye imamına bağlı olarak faaliyetlerini sürdürdüler.
Örgütün bir nevi omurgasını oluşturan ve günümüz itibarı ile elde ettiği konumu kazandıran özel hizmet birim imamları, örgütün ve sözde lideri GÜLEN’in en çok önemsediği ve değer verdiği imamlardır. Bu birim en geniş şekilde yargı, emniyet, mülkiye, TSK, MİT, milli eğitim ve akademik kadro imamlarından oluşmuşlardır.  
 
Örgüt asıl gücünü özel hizmet birimlerinden almakta, ülkede yürütülen operasyonlar başta olmak üzere hemen hemen tüm faaliyetler bu birimler aracılığı ile icra edilmektedir. Örgütün büyük önem verdiği bu birimler, mahrem hizmetler birimi olarak da bilinmekte olup birimlerin yaptığı bütün işler özel bir gizlilik içerisinde yürütülmüştür.
Bu birimlerde faaliyet gösteren tüm örgüt mensupları kod isim kullanarak, gerçek kimliklerini saklamışlar ve ortaya çıkarılmayanlar ise halen saklamaktadırlar.
Özel hizmet birimlerinin deşifre olmaması için geliştirilen bir diğer tedbir de hücresel yapılanmadır. Her birim kendi içerisinde hücresel bir yapılanmaya sahiptir. Bir örgüt mensubu en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımaktadır. Yine bu birim içerisinde yer alanlar takip edilmemek için diğer örgüt mensuplarına nazaran daha fazla önlem almakta ve teknolojinin iletişim konusunda sağladığı imkânlardan kontrollü bir seviyede istifade etmektedir.
 
Örgütün tüm yurt içi ve yurt dışı tayin işleri tayin heyeti tarafından yapılmakta, genellikle her yılın mart ayında yapılan tayinlerle ilgili olarak mayıs ayı içerisinde görev yerlerine gidilmesi talimatı verilmekte ve aradaki iki aylık süre, tayini çıkan örgüt mensuplarının alışma dönemi olarak kabul edilmektedir. Gerektiğinde doğrudan Fetullah GÜLEN ile irtibat kurabilen ve Türkiye imamına bağlı olarak hareket eden Yargı imamı, yargı içerisinde söz sahibi olabilecek şahıslar arasından seçilmektedir.
 
FETÖ VE MEDYA gönüllüleri 
 
Fethullah Gülen Amerika’ya yerleştikten sonra örgüt yönetimi Türkiye imamına geçmiş, örgütün sözle lideri ile ilginç bir haberleşme ağı kurulmuştur. Kriptolar, kod isimleri, propaganda için kullanılacak yapılar ki; bunların içinde elbette basın kuruluşlarında yer alan veya yerini sağlamlaştırmış kişiler bulunmaktadır.
Bunların görevi, FETÖ vakıflarını övmek, cazibelerini anlatmak, büyük paralarla oynayan işadamlarına daha çok kazanç, daha geniş  imkanlar, kamusal işgalden yararlanma hakkı (Mahkemeler , bakanlıklar, savcılıklar, polis, ihale teminleri)  vaat edilmektedir.
Söylenenler ve sunulanlar gerçekten caziptir. Özellikle sosyal bağları kuvvetli olmayan kendi yağında kavrulan atadan kalma sermaye ile tek düze yürütülen işlerin, kurulmuş şirketlerin bir anda parlaması  daha büyük sermayelere hükmetmesi, elbette  yapılan propagandanın yarattığı bir gelişmeydi.
 
Yıllarca basının köşelerini tutmuş, sözde gazetecilerin (Her gazeteden)  toplanıp toplanıp Amerika’ya gitmeleri burada FETO’nun isteklerini bizzat iletmesi ile vakıfların ve katılımın cazibesi gizli ve üzeri örtülü anlatılmış, bir çok kişi bu sayede örgüte katılmıştır. Bu propagandacı basın mensuplarının hemen hepsinin reklamcılık ve medya şirketi adı altında kendi kuruluşları da olduğu gerçektir. Ve bu şirketlerin FETÖ örgütüne mensup olan işadamları tarafından desteklendiği aşikardır. Basın mensupları ile ilişkilerin kurulmasında en büyük etkiyi İzmir’de Yamanlar Koleji sağlamıştır.
 
Yamanlar Koleji, seçtikleri ve kullanabilecekleri basın mensuplarına yurt dışı gezileri yaptırmış, onlara gerek okulların propagandasında, gerekse işadamlarının aldatılması konularında  roller vermişler bu rolün karşılığını ise,  onları zengin ederek ödemişlerdir.
Aslında FETÖ ile ilişki içinde çalışan basın mensuplarının büyük bir kısmının bu örgütün dini referanslar ile kurdukları yaşam tarzlarına uygun değillerdir. Hatta, bir kısmının ne siyasi, ne sosyal ne de kültürel bakış açıları da örgütle örtüşmemektedir. Örtüşen ortak ilke karşılıklı faydadır.
 
7 Şubat MİT kalkışmasının ardından İzmir’den bir grup gazetecinin Yamanlar Koleji’nin organizasyonu ile Amerika’ya götürülmeleri, bu kişilerin Pensilvanya’da FETO’nun misafir edilmeleri İzmir’de bazı sorumlu gazeteciler tarafından konu edilmiştir.
Konu aslında çok basittir. Gerçek gazeteciler Yamanlar Koleji’nin organizasyonu ile hem de MİT kalkışmasının ardından Pensilvanya’ya gitmeleri ve hiçbirinin FETO ile görüşmesinden tek satır yazmamamları ne anlama geliyordu? Soru buydu ve cevabı yoktu.
 
Bu sorular 15 Temmuz büyük kalkışmasından önce de, sonra da sorulmuştur. Kendisini FETÖ mücadelesine adamış bazı gazetecilerin bu konu üzerine gitmiş olması, çok önemlidir. Ve arkasından yaşanan olaylar da çok önemli ve adliyede hala daha FETÖ kırıntılarının olduğunun göstergesidir.
Bazı gazeteciler sormaktadırlar; “Amerika’ya gidip, FETO’nun misafiri olduğunuz halde  tek satır bu görüşmeyi kamuoyu ile paylaşmamanız gösteriyor ki; bu bir gazetecilik faaliyeti değil. Niçin gittiniz?”
İşte bu soruların cevapları hep ortada kalmış, ancak gariptir ki; HİÇ BİR YETKİLİ MAKAM BUNLARA BU SORULARI SORMAMIŞTIR VEYA SORAMAMIŞTIR!
 
Çocuklarını Yamanlar Kolejine gönderen, Bank Asya’ya para yatıran, kredi alan  bir dolu insan tutuklanarak hapse atılırken, hatta işlerinden edilirken, bu gazetecilere YETKİLİ KURUMLARIN TEK SORU SORMAMASI  gerçekten korkutucu v e düşündürücüdür.
 
Ve korkutucu olan sadece bu değildir. Kendilerine soru soran gazetecileri susturmak için adliye bağlantısını devreye sokan bu Yamanlar Turizm yolcuları, çeşitli kumpaslara başvurmuş olmaları alışılageldik taktikleridir. Ve çok endişe vericidir.
Kendilerine soru soran gazetecilerin bir akşamüzeri, operasyonla gözaltına alınması, saatlerce Terörle Mücadele şubesinde sorgulanması, elbette hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.
Dahası da var…
Peki bu gazeteciler haksız gözaltılar yaşayıp, “MECBUREN” salıverildiklerinde susmazlar ise ne olacak?
Elbette bir çaresi bulunacaktır.  Bulundu da…
 
Bu olay, belki Ergenekon, belki Balyoz gibi kumpas davalarının yanında küçük bir kumpas olayıdır ama, işleyişin anlaşılması bakımından çok karışık olmayan, basit bir örnektir. Bu yüzden bu konunun üzerinde duracağız.
 
15 Temmuz Darbe girişimine kadar, Amerika’ya Feto ile görüşmeye giden bu gazetecilere hiçbir yetkili makamın “Bu ne iş?” diye sormamış olmaları işin bir tarafı… Bu kişilerin aynı zamanda Afrika’ya, Türki Cumhuriyetlerine gittikleri ve FETÖ okullarını gezerek, oraları denetledikleri, fikirler verdikleri bilinmektedir. Bu konuda fotoğraflar elde edilip yayınlanmıştır. Bu kişilerin İzmir’de FETÖcü işadamları ile iş yaptıkları, Yamanlar Koleji ile parasal bağları bulunduğu bilinmektedir. Bilinmiyorsa bile fatura ilişkileri veya banka hesapları ilişkileri belki de ortaya çıkarmaya yetecektir.
 
Hatta, bunlardan iki tanesinin Yamanlar Koleji’nin Gaziemir Şubesi’nin açılışında kurdele keserken resimleri de ortaya çıkmıştır. Bu sözde şeref; bu gazetecilere Yamanlar Koleji tarafından niçin verilmiştir?  Bir suç örgütünün okulunun açılış kurdelesini kesmek, gazetecilik faaliyeti midir?
Bu ilişkinin tanımı ne olabilir?
Bu kurdeleyi kesen gazetecilerden  birisinin şirketine  İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birlikleri’nden “Tanıtım” gideri adı altında 2006 yılında, yani Dolar’ın 1.5 lira civarında seyrettiği bir dönemde 500 bin liraya yakın bir para ödemesinin ortaya çıkmış olması ancak, şikayetlere rağmen, yine hiçbir yetkilinin ! “Bu nasıl iş?” diye sormaması manidardır.
 
Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, üretim yapmamaktadır.  Neyin reklamını yapmış da gariban esnafın paralarını bu şirkete ödemiş olabilir?
Söyleyelim. Zamanın Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği Başkanı M.A.S  aldığı sözde ödülün tanıtımıdır bu… Ödülden biraz bahsetmek gerekirse, yurt dışında sahte ödül dağıtan şirketlerin para karşılığı verdiği gerçekçi olmayan plaketlerdir. Yaygarasını da yapmak, Fetö okulunu açan gazeteciye verilmiş… Bu konuda da servet niteliğinde paralar ödenmiştir. Yapılan adli şikayetler ise, “bıktırıcı”  bir şekilde yetkililer  tarafından püskürtülmüştür.
 
İşte bu işleri sorgulayan, bu gazetecilerin FETÖ bağlantılarını araştıran diğer gazeteciler Terörle Mücadele ekipleri tarafından gazaltına alınmıştır. A.Y. İsimli bir savcı bu gözaltılarda başrol oynamıştır.  Şikayetin içinde iki gazeteci vardır ve devrede yine FETÖ toplantılarına katılmasıyla ve  FETÖ’nün sağ kolu olarak bilinen Ahmet Küçükbay’a polis operasyonunu haber veren işadamı M.S’nin yakın adamıdır.
 
Yani bu gerçek gazetecileri susturma hareketidir bu ki; susmayınca yine aynı savcı tarafından ve MS’nin şikayeti üzerine bu kez şantaj kumpasıyla yargılanıp beraat etmişlerdir.
 
Örneğin M.S. ve gazeteci E.Y  inanılmaz imar yolsuzlukları yapmışlar bunları haber yapan gazetecilere kumpaslar kurmaktan çekinmemişlerdir. Bunlar İzmir mahkemelerinden bir dakika içerisinde erişim engeli kararları aldırarak yayınların okunmasını engellemişlerdir. Peki, ellerinde aksi delil olmadan bu yayın yasaklarını koydurmayı nasıl başardılar dersiniz?
Fetö Okulunun organizasyonu ile Amerika’ya gitmeleri ancak tek satır yazı yazmamaları konusunda yapılan şikayetler ise İzmir Savcılığı tarafından “Gazetecilik faaliyeti olarak” görülmüş, takipsizlik kararı verilmiştir. Bank Asya’ya para yatıran suçlu, çocuğunu Yamanlar Kolejine gönderen kabahatli ama, Yamanlar’ın organizasyonu ile dünyayı gezip dolaşanlar masum!
 
 
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, yargıda kadrolaşmaya devam ederek, her türlü yol ve yöntemi kullanmak suretiyle yeni alınan binlerce hâkim ve savcının büyük çoğunluğunun örgüt mensubu olmasını sağladığı, resmi raporlarda yer almaktadır.
Yüksek mahkemelerde ve mahal mahkemelerinde, önemli başsavcılık ve hâkimliklerde ve yargının her alanında yeteri kadar güce ulaşmış oldukları yine resmi raporlarla kayıtlanmıştır.
Güç dengesini  lehine değiştiren örgütün bu gücünü artık yargı imamları üzerinden kullanmaya başladığı, Özel yetkili mahkemelerin haksız, hukuksuz işlemleri ve verdiği şaibeli kararların 2010 yılında oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun örgüt mensup ya da sempatizanları tarafından desteklendiği, çoğunluğu örgütle irtibat ve iltisakı bulunan üyelerden oluşan, dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, hukuka aykırı işlem yapan hâkim ve savcılar hakkında disiplin işlemlerini çalıştırmadığı, bu yolla örgütün operasyonlarına destek verdiği ve yargının siyasallaşmasına engel olmadığı, yargı organlarının siyasetin yerine geçmesine, devlete ve topluma örgütün istediği şekilde ayar vermesine ses çıkarmadığı, özel yetkili mahkemelerden verilen hukuka aykırı ve yanlış kararların temyiz incelemesi için gideceği Yargıtay ilgili dairelerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı imamları tarafından önceden dizayn edilmesi nedeniyle bu yolun hakkın ve adaletin tecellisi noktasında bir anlam ifade etmediği, artık tartışılmaz gerçeklerdir.
 
Anılan örgütün nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği,  devletin de zaaf içinde bulunduğu artık tartışmasızdır.
 
Örgütün yargı ayağındaki uzantısı tarafından Hüseyin KURTOĞLU, Askeri Casusluk, Şemdinli, Balyoz, Ergenekon gibi proje soruşturma ve kovuşturmaların üretildiği, Mahkemelerin birer örgüt sorumlusunun bulunduğu, sorumlu kişinin örgütü ilgilendiren davaları takip ederek ve bu davalarla ilgili olmak üzere örgüt üyesi hâkimlerle görüşerek kararların istenilen yönde çıkması yönünde telkinlerde bulunduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı üzerinden gerçekleştirdiği usulsüz yargılama işlemleri ile yaptığı haksızlıklara "yargının kararı" veya "takdiri" denilerek karşı çıkılmasının engellendiği, operasyonlar karşısında "bağımsız yargı, inceleyip karar versin" denilerek haksızlığa meşruluk kılıfı sağlandığı, yıllarca süren yargılamalar sonucunda gerçeğin ortaya çıkması halinde bile kimsenin yargı eliyle işlenen haksızlığın peşine düşmediği, silahlı terör örgütünün, yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını ve her şeyin sınırsızca yapılabileceğini gördüğü ,özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüştüğü,  Türkiye açısından  haksız, hukuksuz ve bir korku imparatorluğunun kurulduğunun açık göstergesidir.
 
Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olması elbette örgütün işine geliyordu. Yargıyı her türlü silah olarak kullanan bu örgüt,   sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti tanzim etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükümeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı  görülmektedir.
 
Kendilerine mani olacaklarını düşündükleri hakimleri, savcıları da bertaraf etmeyi başaran bu örgüt,
TSK’nın etkisiz hale getirebilecek gücü de eline   geçirmiş olduğu şaşırtıcı değildir.
Resmi raporlara bakın bu konuyu nasıl açıklıyorlar:
“Böylece kendi örgüt mensuplarının terfi etmesinin yolunun açıldığı, neticeten örgütün ceza ve hukuk davalarında en büyük belirleyici güç olduğunu gösterdiği, Örgüt mensuplarının verdiği veya istihbarat birimlerinin topladığı bilgilerin, bilgisayarlara kaydedildiği, bunların fuhuş, casusluk şebekesinin topladığı bilgiymiş gibi arama sırasında evlerde bulunmuş gösterilerek dijital delil olarak işleme konulduğu, bu yolla kamu görevlileri hukuka aykırı işler yapıyor, suç işliyor gibi haklarında soruşturma yapıldığı, İzmir ve İstanbul’da yürütülen askeri casusluk davaları ile kamu görevlileri tasfiye edilerek örgüt kadrolarının fetih hareketine yer açıldığı, yargının da buna alet edildiği, Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla hükümetin güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerinin, hükümetin ve başbakanın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, bu soruşturmanın hükümeti yıpratıp gözdağı vermek için yapıldığı, örgütün bu denemesinin istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlendiği, Hükümetin 7 Şubat olayı sonrası özel yetkili mahkemeleri tehlikeli görerek faaliyetlerini dondurup yargıya bir başka özel yetkili mahkeme yapısını daha ilave ettiği, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10'uncu maddesi ile yetkili yeni mahkemeler kurulduğu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, örgütün elinde olduğundan yeni kurulan mahkemelerin de örgütün denetiminde oluşturulduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, özel yetkili mahkemelerde yarım kalan uygulamalarını terörle mücadele mahkemelerinde aynen devam ettirdiği, 2010-2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimlerinde sistematik uygulamalar sonucunda FETÖ/PDY’nin yargı teşkilatı içerisinde etkin bir güce ulaştığı, bu gücün korunması ve önceki örgütsel uygulamaların devamlılığının sağlanması amacıyla 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinin örgüt için büyük bir önem arz ettiği, 2014 yılı Ekim ayında yapılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimleri öncesinde, 2010 ve sonrasında yüksek mahkemelere üye olarak seçilen örgüt mensupları sayesinde Danıştay ve Yargıtay’da ciddi bir hâkimiyet elde eden örgütün, sözde lideri Fetullah GÜLEN’in sohbet ve vaaz adı altında şifreli şekilde gönderdiği talimatlar ile harekete geçtiği, bu kapsamda YARSAV derneğine de sızılarak bu derneğin seçimlerin kazanılması için kullanıldığı, örgütün, seçimlerde gerçekte örgütle bağlantılı olan 11 kişilik bir liste ile seçime girdiği, bu adaylardan 10’unun bağımsız aday olarak, YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) listesinden seçime giren bir örgüt mensubunun da YARSAV adayı olarak lanse edildiği, seçimin kazanılması için örgüt mensuplarının her türlü yolu mubah gördükleri, bu yolda amaçlarına ulaşmak için toplumun çoğunluğunun kutsal saydığı dini değerleri pervasızca kullanmaktan çekinmedikleri, nitekim örgütle bağlantılı bir yargı mensubunun ifadesinde, seçim çalışmaları kapsamında 2014 yılı Ekim ayında Adana ilinden gelen bir kişinin, örgüt lideri Fetullah GÜLEN’in rüyasında Kâbe’ye gittiğini, Kâbe’de Peygamber ile görüştüğünü, Peygamberin “Seni üzüyorlar değil mi?” diye sorduğunu, Fetullah GÜLEN’in “Evet” manasında başını sallayıp ağladığını, bunun üzerine Peygamberin “Merak etme az kaldı” dediğini, seçimin kesinlikle örgütün galibiyeti ile sonuçlanacağını söylediği, Bir yandan da örgüt için ciddi bir tehlike olarak değerlendirdikleri Yargıda Birlik Platformu adayları hakkında, sosyal medya hesapları üzerinden gerçek dışı yazı, yorum ve görüşler paylaşarak bu adayların itibarsızlaştırılması maksadıyla bilgi kirliliği yarattıkları, genel olarak Yargıda Birlik Platformu listesinden aday olan kişilerin iktidardan bağımsız hareket edemeyeceği söylemi ile hâkim ve Cumhuriyet savcılarını etkilemeye çalıştıkları, bir yandan da her bir aday yönünden farklı iftiralar ve karalamalar ile aleyhe algı oluşturmaya çalıştıkları, Örgüt faaliyetlerinin birçoğunda, örgüt mensuplarının deşifre olmaması ve gizlilik önem arz etmesine rağmen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerine atfedilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak, tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenledikleri, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılarını ise hediyeler alarak etkilemeye çalıştıkları, süreç boyunca “Bylock” olarak bilinen şifreli haberleşme programı üzerinden örgüt içi iletişimin sağlandığı, sözde bağımsız adayların bir kısmının seçim gezilerini birlikte gerçekleştirdikleri, blok olarak örgüt adaylarına oy veren örgüt mensuplarının bir yandan da örgüt mensubu olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından sözde bağımsız adaylar için oy istedikleri, verilen blok oylar, sözde bağımsız adaylara örgütle bağlantılı olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylar, YARSAV listesinden seçime giren adaya ise YARSAV’ı destekleyen hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylarla seçimin kazanılmasının hedeflendiği, blok oy alamayacaklarını düşündükleri hâkim ve Cumhuriyet savcılarını ise siyasi görüşüne, hemşerilik bağına ya da ortak tanıdık bulunmasına göre en az bir veya birkaç adayları için oy vermeleri yönünde ikna etmeye çalıştıkları, seçim gününde ise oy kullanmaya gelen hâkim Cumhuriyet savcılarını karşılamak, seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve seçim sonuçlarını takip etmek suretiyle sandık başında da seçim faaliyetlerini örgütlü bir şekilde devam ettirdikleri, nitekim seçim sonuçları açıklandığında, sözde bağımsız adayların 4495 - 5312 oy bandında art arda sıralandığı, seçime tek liste ile giren YARSAV Derneğinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye adayları 886 - 2078 oy alırken, gerçekte örgütün adayı olup YARSAV listesinden seçime giren adayın aynı liste ile seçime girdiği arkadaşlarından farklı, ancak örgüt adaylarının oy bandında olacak şekilde beş binin üzerinde oy aldığı, Seçimlerin kaybedilmesi sonrasında da örgüt mensuplarının fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek yeni oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki kararlarının itibarsızlaştırılması konusunda bazı basın yayın organlarının da desteği ile sistemli bir faaliyet başlattıkları, Yargıtay ve Danıştay’dan seçilen örgüt mensubu Kurul üyelerinin de diğer örgüt mensupları ile koordineli şekilde örgüte bilgi sızdırarak bu faaliyete destek verdikleri, bir yandan da örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki karar süreçlerinin uzatılmasına yönelik çalışmalar yapıldığı, 2014 sonrasında çıkartılan kararnamelerle başka mahallere atanan örgüt mensuplarının fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek uzun süreli sağlık raporları aldıkları, bu suretle yargılama faaliyetlerinin aksatarak Kurul’u itibarsızlaştırmayı hedefledikleri gibi eski görev yerlerindeki örgüt mensubu meslektaşları ile örgütsel bağlarını canlı tutmaya gayret gösterdikleri, yaşanan süreç ile sabittir. Darbe girişimi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında itirafçı yahut gizli tanık olarak ifadeleri alınan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarında belirttikleri bazı hususlar, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri yurdun her köşesinde insanüstü bir gayretle, tüm zorluklara göğüs geren onurlu ve sağlam vicdanlı hâkim ve savcılar sayesinde toplumun yargıya duyduğu güvenin kısa bir süre içerisinde neden dibe vurduğunu ve örgütün toplumdan gizlediği kirli yüzünü gözler önüne serecek mahiyettedir.”
 
 
Türkiye halen daha bu örgütün aktif kalıntıları ile uğraşmaktadır. Peki, yeterli mücadele yapılabiliyor mu?
Bilemiyoruz. Bir çok gizli soruşturma sürmekte, örgüt bağları ortaya çıkarılmkaya çalışılmaktadır. Ancak, ağacın kökleri çok aşağılardadır.
Yargıda halen daha, ciddi hukuksuzluklar, kamu kurumlarında bu örgüt ile bağlantı olanların korunması, yasa dışı işlerinin örtülmesi gibi faaliyetler hala daha cüretkarca sürdürülmektedir.
 
 
SON
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum